Bodoslamadan Kitap: Solmaz Kâmuran – Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Levrek İskeleti

Bodoslamadan Kitap: Solmaz Kâmuran – Bir Kadın, Bir Erkek, Bir Levrek İskeleti
Yazıyı beğendiyseniz lütfen Paylaşın


Arka kapak yazısı güzel ama ilginç bir şey var, Varşova Üniversitesi Türkoloji bölümünden Doçent Doktor Danuta Chimielowska bir tebliğ vermiş, dediğine göre Bir Levrek İskeleti postmodern edebiyatın asla taklit edilemeyecek çok çarpıcı bir örneğiymiş. Böyle bir şey yok aslında, metinde herhangi bir postmodern öğe olmadığı gibi iyi bir benzeri de çoktan yazıldı, Hakan Günday’ın Malafa‘sı. Günday’ın vecizeleri hariç iki metin birbirine oldukça benziyor aslında, olaylar belli/kısıtlı bir zaman dilimi içinde yaşanıyor, Günday kuyumcu argosunu kullanırken Kâmuran restoran argosunu kullanıyor, iki yazar da çakal burjuvanın pisliklerini ortaya döküyor bir güzel. Kâmuran’ın kurduğu dünyanın daha “masum” olduğunu söyleyebiliriz, müşterilerin düdüklenme meseleleri ve kazıklanmaları daha geride kalıyor, plan sekans içinde kameraya girip çıkan onca insanı izlemek insana Arı Kovanı‘nın yerli versiyonunu okuyormuş gibi hissettiriyor. Günday’ın metni 2004’te yazılmış, Kâmuran’ınki 2001, 2002 civarı olsa gerek, yakın zamanlarda ortaya çıkan benzer metinler, iyi metinler ama postmodernizmle tanımlamak pek doğru değil işte. Bir de şöyle bir durum var, Bir Levrek İskeleti müstakil bir metin olarak Sel tarafından basılmış, üstelik 1990’da. 2001 falan değil o zaman, metin çok daha eski. İlk baskısında “roman” diye geçiyor ama burada “uzun hikâye” olarak değerlendirilmiş. Yanına iki öykü daha almış sonradan, üç uzun öykü olarak basılmışlar bir güzel. Öyküler arasında bir bağlantı yok, başka hikâyeler anlatılıyor. Tek ortak yanları olayların bir gün içinde yaşanmaları, 24 saatte tamamlanıyor mevzu, bazen o kadar bile sürmüyor. Kadınla erkeğin hikâyelerinin yine bir bütünlüğü var, anlatım tekniği ve karakterlerin derinlikleri vs. iyi bir eklektik yapı oluşturuyor ama levrekli öykü diğer ikisine göre daha farklı bir biçeme sahip, sırıtıyor azıcık, yine de aralarındaki en iyi öykü bence bu. Öyküler böyle, Solmaz Kâmuran hakkında da bir iki bilgi: 1954 doğumlu, Çetin Altan’ın eşi, birçok çevirisi ve telif metinleri var.

Bir Kadın adlı öykü. Diğer öyküler gibi sabahla başlıyor, uyanışla. Tek başına ağlayan bir kadın var, Saros’ta yazlık bir sitede tek başına, kışın ortası. Şehirden kaçıp gelmiş, kendisi gibi profesör olan eşi genç asistanıyla birlikte olmak için kendisini terk edince duramamış oralarda, birkaç günlüğüne denize ve sessizliğe sığınmış. Hatırlıyor, ağlıyor, unutunca yine ağlıyor ve tekrar hatırlıyor, acısını gömmeye çalışıyor. Çocukları yok, kadın istememiş, çünkü bir an önce profesör olmak istemiş. Daha çok yükselmek, daha da yükselmek, en yükselmek, süper yukarıda olmak istemiş, adam da istememiş, zamanları dolu dolu geçmiş çünkü. Birtakım avuntular, bahaneler anlatıyı dolduruyor bir yerden sonra, kadın hepsinden sıyrıldığı zaman kendisini yakalıyor ve orada daha fazla kalmak istemiyor o andan sonra, arabasına atlayıp dönüş yoluna koyuluyor. Bir sonraki bölümde Tekirdağ’daki bir müzede çalışan Ali’ye odaklanıyoruz. Müzik öğretmeni, eşi ve iki çocuğuyla mutlu sayılacak bir yaşamı var. Ek gelir için kimsenin uğramadığı o müzede takılıyor, tek başına. Macar akademisyen gelene kadar. Kadın türkolog, araştırma yapmak için Tekirdağ’a gelmiş ve müzeyi gezmeye karar vermiş. Aralarında bir çekim, alengirli anlar, gerginlik, elektriklenme derken sevişiyorlar, o sırada Kadın müzeye geliyor, kapıyı çalıyor ve kimse açmayınca aracına geri dönüyor. Bir ara izlendiğini sezip müzeye bakıyor, perdelerin arkasında bir kadın gördüğünü sanıyor ama dikkatle bakınca müzenin tamamen cansız olduğunu görüp yola koyuluyor yine. Yağmur başlayınca bir otelde kalmaya karar veriyor, otelde çalışan çocuk yakınlık gösteriyor ve iyi bir oda veriyor Kadın’a. Yemek saatinde çocuğun teklifiyle otelde kalan diğer müşteriyle birlikte yemek yiyor. Macar kadın. Sohbet ediyorlar, şarap içiyorlar, o sırada otele gelen genç bir adam, çocuk ve başka bir çocuk ikisini izliyor. Rahatsız olup odaya çıkıyorlar, muhabbet ediyorlar, söz dönüp dolaşıp müzeye geliyor. Bu noktadan sonrası biraz ilginç, Kadın müzede yaşananları öğreniyor ve Macar’ı orospulukla suçluyor, kocasını çalan genç akademisyenle Macar’ı denkleyerek kadını suçluyor bayağı. İçmeye  devam edeceklerken anlatı ansızın kesiliyor, sonraki bölüme geçiyoruz. Kadın uyanıyor, sorguda. Bir adam durmadan sorular soruyor, Macar’ı neden öldürdüğüne dair. Hiçbir şey anlamıyor Kadın, ne kadar sarhoş olsa da kadını öldürmediğini sanıyor ama duyduğu öfke canlanınca cinayeti işlediğini kabul ediyor, demir kapılar üzerine kapanıyor. Başka bir bölüm. Kadın uyanıyor, Macar’ın otelden ayrıldığını öğrenip yola koyuluyor. Yaşadıkları bir kabus olabilir, gerçeğin bir parçası olabilir veya gerçekliğin kendi yorumu olabilir, ihtimaller arasında tercih yapamıyoruz.

Bir Adam mazbut bir aile babasının yıkılışını konu alıyor. Adam sabah vakitlice işine gidiyor, Erdek’e gitmek için patrondan izin almak istiyor ve kolayca da alıyor, düzenli bir adam, iyi bir aile babası ama yoksul, rutubetli bir bodrum katında yaşıyor. Eşi ve çocuğuyla birlikte mutlu sayılabilir, bir eksiği yok en azından. Görünürde. Evden çıkmadan önce eşinin telefonla telaşlı telaşlı konuştuğunu duyuyor, iş arkadaşı kadınlara güven olmayacağını söylüyor, dünya o gün çıldırmış gibi. Adam olanlara anlam veremiyor, çocuğunun okulundan telefon gelene kadar. Annesi çocuğu okuldan almamış, Adam gidip alıyor ve kadının birçok kez geç kaldığını öğreniyor. Eve gidince soracağı soruları düşünüyor Adam, kapıdan içeri giriyor ki eşi evde değil. Bekliyor, akşam oluyor, sonra zil çalıyor ve şamatacı bir kadın haykırmaya başlıyor. Kuaför olan eşiyle Adam’ın eşi kaçmışlar, felaket. Kadın durmadan bağırıyor, Adam neye uğradığını şaşırıyor, iznini iptal edip çocuğu teyzesine bırakıyor ve yaşamını, evliliğini düşünüyor. Sonra eve dönüyor, eşini yatağa oturmuş bir halde buluyor. Kadın yeni bir ev kiraladığını söylüyor, rutubetli evden kurtuluyorlar, belki yuvaları da kurtuluyor. Aşağı yukarı böyle bir hikâye, hoş.

Bir Levrek İstavriti için okumaya hayli hayli değer bir öykü olduğunu söyleyebilirim. Restoranda çalışanların kendi aralarındaki muhabbetleri, tartışmaları, restoran sahiplerinin müşterilerle, polislerle ve çalışanlarla ilişkileri, müşterilerin muhabbetleri, her şey iç içe geçmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor, odak hangi noktayı gösterirse o çerçevedeki karakterlerin detaylarına eğiliyoruz. Söyledikleri, giyimleri, işleri, ne varsa. Bir günlük sürede mekanın ve insanın doğası anlatılıyor, gayet hoş bu da.

Okumaya değer öyküler, konuları itibariyle çok ilgi çekici olmasalar da Kâmuran’ın birbirine takılmayan sözcükleri ve anlatım teknikleri özgünlük sağlamış. Denk gelinirse neden olmasın.

admin

Talebemektebi bir sevdanın hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir