Her Şey Kısadır. Söz de…

Her Şey Kısadır. Söz de…
Yazıyı beğendiyseniz lütfen Paylaşın

Ömür Özçetin ile Sedat Gülmez Söyleşisi

 

“Nasıl sesini bulamayan bir acı yoksa sesini bulamayan şiir de yoktur!”

 

“Her Şey Kısadır. Söz de …” ilkesiyle başlattığımız, özlülüğü olmazsa olmaz kabul ettiğimiz söyleşilerin ikincisini Ömür Özçetin’le ve yeni kitabı Bombardon[1] üzerine yaptık.

Şiirin de bir patlama sesi var. Dimağımızı işgal eden ötümlü patlamalar… Öyle bir patlamanın fitilini ateşliyor Bombardon. Ömür Özçetin, önceki şiirlerinin üstüne hep yeni şeyler koyan, arayışlarıyla ve buluşlarıyla şiir okurunu şaşırtan bir şair. Protest bir imgeci…

 

‘Bombardon’ kalın ve güçlü bir ses. Bu sesi tercih etmeni nasıl anlamalıyız?

Evet, bombardon, armoni orkestralarında yer alan, en kalın sesi veren, bakırdan yapılmış, pistonlu, nefesli bir çalgı olarak da öyle ve bu bir tercih değil. Dili inkâr eden sessizliği reddetmenin bir sonucu. İçsel bir diyaloğu sürekli yankılatarak dışa, hudutların ötesine taşıma arzusu. Nasıl sesini bulamayan bir acı yoksa sesini bulamayan şiir de yoktur!

 

Cemal Süreya, “Uzun şiir, uzatılmış şiirdir.” diyor. Kitaba adını veren “Bombardon” şiiri uzun ama uzatılmış bir şiir değil. Şiir, yinelemeleriyle kendini büyüten ve okutan bir şiir. Yinelemelere yöneliş Ömür Özçetin şiirinin yeni bir izleği mi?

Kitapta “Örnek Bükrek” adıyla bir şiir var ve orada bir Ejder, vaktiyle bu uzun-kısa mevzusunu ona sorduydum: Asıl olan işlevidir ve coşkuyu arttırdığı ölçüde sevişmeyi uzatabildiğin kadar uzat, dediydi. ‘Yineleme’ teskin edicidir; sıkıcıdır, okurlar için bir çekim kaynağı, yazan için kolaycılığa kaçıştır. Günümüzde ‘yineleme’ ile kurulan şiirlerin çoğu bende böyle bir izlenim bıraktı. Bunu aşmak istedim. Bilmiyorum. “Bombardon” şiiri biraz da bu anlamda yinelemeyi yenileme çabasıdır ama bir yöneliş olarak görmüyorum.

 

“Çağrısız Gala” şiirine ‘Ağzını aç ve söv!’ ile başlayıp ‘Elini alnıma koy sevgilim; gövdeme kanat / ruhuma aşk, öfkeme tat versin!’ ile bitiriyorsun. Öfke ve sövgü, Ömür Özçetin şiirine ne kadar dahil? Öfke, şiire ham haliyle mi estetize edilerek mi sokulmalı?

“Kitlelerin kendiliğinden siyaseti, politikacıların oportünizminden ve entelektüellerin narsisizminden daha iyidir.” Çağrısız Gala, bu alıntıladığım sözle örtüşen bir şiir. Yani kitlelerin sokak hareketi, şairin sövgüsünden ve ham ya da estetize edilerek şiirine sokulan öfkesinden daha iyidir.

 

Kitabın ikinci bölümü “Ptyx” adıyla açılıyor, nedir bu “Ptyx” ve üçüncü bölüm adı olan “Styx” ile aralarında bir bağ var mı?

Evet, bir bağ var. Mallarmé’nin kullandığı iki sözcük bunlar. “Styx”’ cehennemi saran bir nehir anlamını karşılarken “Ptyx” herhangi bir şeyi adlandırmıyor. Aslında “Ptyx” denen şu hiçbir şeyin adı olmayan adın üzerine Badiou’nun yorumları dikkatimi çekti: Orada şiirin kâdir olduğu şeyin adı olması isteniyor diye bir yorum var. Ben de adından ziyade nedir şiirin kâdir olduğu şey, onu aramaya koyuldum.

 

Bir dizende, “Devletlerin de şairi olacak kadar köpek değilim” diyorsun. ‘Devletin şairi’ kime denir? Şair mi muhalif olmalı şiir mi? Şiir bir başına tenkidini geliştiremez mi?

Sınırların reddinin işaretidir adımlarım. Her adımda bir, her adımda bir sıklaştı adımlarım. Yürüdüm. Yürümek, köksüzlüğü keşfetmektir ve ardımda kalanlara devletin şairi denir. Eğer kök diye bir şey varsa, bu kökler nelerdir? En başta geleni dışlamadır. Benim köksüzlüğüm bütün insanlıktır.

 

[1] Ömür Özçetin, Bombardon, Kaos Çocuk Parkı Yayınları, 2019.

 

Kaynak site

admin

admin

Talebemektebi bir sevdanın hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »