İçinden kertenkele geçen öyküler

İçinden kertenkele geçen öyküler
Yazıyı beğendiyseniz lütfen Paylaşın

Kertenkeleler iyidir. Kertenkeleleri sevin.
Kertenkele gördüğünüz zaman onları korkutmayın. Bırakın aranızdaki mesafeyi
onlar belirlesin. Yollarına gitsinler. Bahçenizde ya da evinizde onlardan
gördüğünüzde bilin ki, sizin etrafınızdaki börtü böceği yemek için oradalar.
Bırakınız efendim, bırakınız yesinler.

Bülent Emrah Parlak,
Doğan Kitap etiketiyle basılan ilk kitabında, içinden kertenkeleler geçen altı
öykü anlatıyor. 1978 doğumlu yazar Haliç Üniversitesi Konservatuvar Bölümü
mezunu. BKM Mutfak geleneğinin ilk mezunlarından olan oyuncunun kendi yazıp
oynadığı Bülent Bey’in Hikâyesi adlı oyun, kurucusu olduğu Tiyatro Bal Porsuğu
çatısı altında sahneleniyor.

Kertenkele Savunması isimli bu kitap, mesleğinde başarıyı genç yaşlarda yakalamış bir tiyatrocunun aynı zamanda nasıl usta bir anlatıcı olduğunu gösteriyor. Yıllar boyunca yazıp oynanmış onlarca skeç ve parodiden sonra hepsi birbirinden özgün bu öykülerle yazarlıkta ne kadar iddialı olduğunu da kanıtlıyor Bülent Emrah Parlak. Uzun ve zahmetli bir yolculuğu hakkıyla tamamladığı anlaşılıyor. Kapağıyla gözünüzü okşayan bu kitap, tek nefeste okuyup yer yer sizi tıksırana kadar güldürecek.

Gelelim öykülere. Bülent Emrah Parlak tüm öykülerinde
memleket insanını, yani bizleri epey muzip açılardan ele alıyor
. İlk öyküde
Kadriye Hanım’ın cep telefonunu tamire götürürken Napolyonvari bir yolculuğa
çıktığına tanık oluyoruz. Bellona bayisinden çıkarken üzerine sinen Waterloo
yenilgisi de bir hayli tanıdık geliyor. Tornavida yemiş zeplin gibi havası
sönen Kadriye Hanım evde kendisini
kayıtsız ve koşulsuz bekleyen Sülo’suyla avunur diye umuyoruz.

İkinci öyküde ise
100’lük bir banknotun hazin öyküsünü anlatıyor Bülent Emrah Parlak. Bir
banknotun başından neler geçer diye düşündünüz mü hiç? Kendinizi bir kâğıt para
yerine koymayı deneyin. Bir kapkaççı tarafından çalındığınızı hayal edin.
Olmadı değil mi? O zaman şöyle yapalım. Hayatınız boyunca sözünüzü asla
geçiremeyeceğiniz insanlar arasındaki binbir türlü mal ve hizmet karşılığında
el değiştirdiğinizi düşünün. Yine mi olmadı? Olmaz tabii. Peki pasaklı bir
banknotun yolu bir kertenkeleyle nasıl kesişir? Hayvan parayı ne yapsın ki hem,
değil mi? İyisi mi bu öyküyü okumadan geçmeyin.

Sıradaki öykü erkekler
için bir derse ayrılmış. Aman dikkat! Kimi zaman gerim gerim gerilip ve fakat
kimi zaman da ”e vallahi doğru yani” diyeceğiniz bu öyküde şehirli
sevgililerin bir heves taşraya uğrayıp başlarına gelen tuhaf halleri
okuyacaksınız. Taşra güzel ama tehlikelidir de. Eskiden olduğu kadar
öngörülebilir de değil üstelik. Yine de siz siz olun, sevgilinize sürpriz bir
tatil planı yaparken ona da bir danışın. Maazallah, kızcağız gece uyurken
pencereden kertenkele girebilir.

Kitaptaki en absürt öykünün konusu ise masal
kahramanlarının yargılandığı bir mahkeme
. Malum masallar evrenseldir. Büyükler, çocukları bahane edip kendilerini
avuturlar masallarla. Dayanışmayı, başkalarıyla empati kurmayı, aşkın ve
sevginin kıymetini bilmeyi hatırlatırlar kendilerine. Peki masum mudur masal
kahramanları? Mümkün mü? Her birinin büyücek bir de gölgesi var.  Masallar hakkında anlatılan masalları
mahkemede yargılıyor bu öykü. Bir de direniş masalı anlatıyor, kara kızıl
kertenkelelerin itirazı var.

Bir diğer öyküde ise
Bülent Emrah Parlak oyunculukla yüzleşiyor. Konservatuvar öğrencisi bir genç
kızın, hocasının verdiği ödevi layığı ile teslim etmeye çalışırken başından
geçenleri okuyoruz. Olaylar bir yerden sonra zıvanadan çıkıyor. Bu öyküdeki
kertenkele muzır gibi sanki biraz. Nasıl olmasın? Ah be Müjde, sen naaptın
kuzum öyle…

Geldik son öyküye.
Bülent Emrah Parlak kitabın kapanış öyküsünde hayatınız boyunca
unutamayacağımız türden bir hüznü közleyip sinemize basıyor. Çapkın adlı bir
maymun ve onu başının tacı eden güzelim mahalle ahalisini, aşkın kıyılarında
dolaşan iki güzel gencin evi arasında gidip gelen Çapkın’ın bir türlü
yakalayamadığı kertenkeleyi tanıyoruz iyice. Karnımızı tuta tuta gülerken,
canımız yanmaya başlıyor. Onaltıncı yüzyıl İstanbul’unda geçen öyküde
kardeşlik, arkadaşlık, sadakat, dayanışma, aşk, hasret, sevgi ve şefkat iç içe.
Kıskançlık, öfke, kibir ve zır cehalet ise fırsat kolluyor ağzımızın tadını
bozmak için. Yani bildik bir hikâye ama şaşırtıcı bir zemini var. İhmal etmeye
gelmez.

Bülent Emrah Parlak belli ki nice güzel öyküleri
cebinde biriktirip ince ince işlemiş.
Su gibi akıp giden bu kitap mutlaka iz bırakacak okuyucusunda. Yaşadığımız
şu zor ve acayip zamanları kertenkele kıvraklığında geride bırakacağımız
günlere hazırlayacak bizi.

Feride
Şenol
edebiyathaber.net (12 Ocak 2021)

Kaynak site

admin

admin

Talebemektebi bir sevdanın hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »