Öykü: Aztek | Orhan Boran

Öykü: Aztek | Orhan Boran
Yazıyı beğendiyseniz lütfen Paylaşın

[ad_1]

Kafam dalgın olduğu
zamanlar işi gücü bırakır yürüyüşe çıkarım. Telefonumu sessize alır, içimdeki
diğer benin sesini açar, yürüdükçe yürürüm. Ne tarafa yürürsem yürüyeyim yolum
hep oraya düşer. Bana öyle gelir ki bütün yollar Aztek’ e çıkar.

Aztek’ e gelince, bir
kıtadan diğerine yolculuk etmişim gibi yorgun bulurum kendimi. Zihnimdeki tüm
ağırlıkları bir kenara bırakır, içimdeki sesi de kısar ve çöküveririm. Egzotik
bir yerdir Aztek. Başlı başına bir lokanta veya 
büfeye benzemez. Daha çok, ikisinin karışımı, az müşterisi olan ,
kendine özgü bir yerdir

Buraya bir milyon kez
gelmiş olsam da uzun bıyıklarını titretmeden konuşan adam, hep aynı yüz ifadesi
ile karşılar beni. Sanki oraya ilk kez geliyor muşum gibi  ne yiyeceğimi sorar. Ben de hep ilk kez
geliyor muşum gibi dükkanın girişindeki tost görsellerine uzun uzun bakarım. Dükkandaki
her şey o kadar göz alıcı olmasına rağmen, aç da olsam tok da olsam hep dilli
kaşarlı tost söylerim kendime. Yanına da hemen ekürisi olan portakal suyunu
eklerim. Yaz veya kış fark etmez ,dışarda otururum. Benden başka kimse yoktur.
Sessizce yerim, uzun bıyıklı adam da sessizce işini yapar. İkimiz de bu
korkutucu sessizlikten memnun kalırız.

Uzun bıyıklı adamdaki
sessizlik ve yüzündeki değişmez ifade , onun aslında çok  bilgili biri olduğunu hissettirir bana. Uzun
yıllardır Latin Amerika’da yaşamış, yıllar sonra memlekete kesin dönüş yapmıştır.
Aztek ismini gurbete atfen koymuştur. Meksika’da takılmıştır uzun yıllar. O
halde İspanyolcası da vardır. Bir iki kelime bilirim ama konuşmam. O ketumsa
ben de öyleyimdir. O gezginse ben de Japonya’lar görmüş adamımdır. Bir gün bana
ukala gibi İspanyolca konuşursa Japonca cevap verip, dumur edeceğim onu.

Çenemi kaşıyor ve tostlara
bakıyordum. Meksika’yı ne kadar bilir, diye durup dururken zarf atayım dedim.
Zor yerden sordum. Aztek’ leri bitiren Cortez geldi aklıma. Uzun , zayıf
boynuyla bana doğru bakıyorken ; “Sen de Cortez gibisin ha, bıyıklar falan…”
diyerek göz kırptım.

Yüzü oynamadı. Bir tek, bıyıklarında
bir gel git oluştu. Beni tam duyamadığını sanıp “Hernan Cortez ya, hani şu
İspanyol var ya!” dedim.

Elini bıyıklarına götürdü.
Ölü balık gibi olan bakışları yüzümde bir süre dolaştı. Sonra bakışlar anlamlı
şekilde,  bir adamın keyifle para saymasında
görülebilecek bakışlara evrildi.

“Bildim, bildim” dedi. “Şu,
geçen maçta üç gol  atan  adam!”

Bu kez benim bıyıklarımda
dalgalanmalar oldu. “Meksika’da bulundun değil mi ?”dedim.

“İstanbul’ dan köye
gitmişliğim var , bir iki de Bursa’ya…” dedi, “düğüne”

“Yahu sen dükkanın ismini
niye Aztek koydun?” dedim.

“Noldu ki hemşerim?” dedi,
bıyıkları daha da uzamış gibiydi.

“Aztekler var ya, ondan
sebep koymadın mı?” dedim.

“Az-Tek abi… Az ve tek
porsiyon işte! Vereyim mi bir porsiyon kuru?”

“Yok…Dilli kaşarlı ve
portakal suyu!”

Sessizliğimize döndük. Böyle iyiydi. Ben sessizce tost yerim, o sessizce bıyıklarıyla oynar, zaman geçip giderdi.

edebiyathaber.net (20 Haziran 2021)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Bunlar da ilginizi çekebilir:

[ad_2]

Kaynak site

admin

admin

Talebemektebi bir sevdanın hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »