Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı

Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
Yazıyı beğendiyseniz lütfen Paylaşın

BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI

TÜRK EDEBİYATI DÖNEMLERİ
1.İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı
2.İslamiyet Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatı

3. BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI

– Tanzimat Süreci Edebiyatı (1860- 1896)
– Servet- i Fünûn Edebiyatı ( Edebiyat- ı Cedide)(1896- 1901)
– Fecr- i Ati Edebiyatı (1909- 1912)
– Ulusal Edebiyat (1911- 1923)
– Cumhuriyet Süreci Türk Edebiyatı (1923- …)
a.1923- 1940 Yılına kadar Türk Edebiyatı
b.1940 Sonrası Son Dönem Türk Edebiyatı

SERVET- İ FÜNÛN EDEBİYATI (EDEBİYAT- I CEDİDE) (1896- 1901)

“SANAT, SANAT İÇİNDİR.”

Bu Dönem Sanatçıları

Şiirde: 

  • Tevfik Fikret,
  • Cenap Şahabettin,
  • Ali Ekrem(Bolayır),
  • Hüseyin Suat (Yalçın),
  • Hüseyin Siret (Özsever),
  • Faik Ali (Ozansoy),
  • Süleyman Nazif,
  • Süleyman Nesip,
  • Ahmet Reşit (Rey) ve
  • Celal Sahir (Erozan).

Nesirde:

  • Halit Ziya (Uşaklıgil),
  • Mehmet Rauf,
  • Hüseyin Cahit (Yalçın),
  • Ahmet Hikmet (Müftüoğlu),
  • Safveti Ziya ve
  • Ahmet Şuayp.

Servet-i Fünûn Edebiyatı’nın Oluşumu:

Bu edebiyat topluluğu 1891’de Ahmet İhsan Tokgöz’ün çabasıyla yayınlanmaya başlamış olan Servet- i Fünun dergisinden adını almıştır. Servet- i Fünun “fenlerin zenginliği” manasındadır. Fen bilimleri yanında edebiyata da sütunlarını açan mecmua, basında gerçek kıymetini ve ününü kendi adıyla anılan edebiyat hareketiyle kazanır.

Servet- i Fünûn kuşağı, Tanzimat’ın sanatta estetiği ön plana alan ikinci dönem sanatçılarının hazırladığı bir yazınsal zevk ortamı içinde büyümüşlerdir. Topluluğun alt yapısını Rezaizade Mahmut Ekrem hazırlamıştır.

Tanzimat süreci edebiyatçıları Doğu kültürü içinde yetişip Batı kültürünü sonradan tanırken Servet- i Fünûncular Batı kültürü içinde yetişmiştir.

1896’da Hasan Asaf adlı bir genç Bilgi dergisinde Burhan-ı Kudret isminde bir şiir yayımlar. Şairin muktebes sözcüğü ile abes sözcüğü içinde kafiye oluşturması tartışmalara neden olur. Zira muktebes Arapçadaki sin harfi ile abes ise peltek se ile bitmektedir. Eski şiirde bu şekilde bir kafiyelenişin görülmeyişi ve de genç yazarın eleştirilere Rezaizade Mahmut Ekrem’in “Şiir göz için değil kulak içindir.” Sözünü temel göstermesi eski şiir geleneğini korumak için çaba sarfeden Muallim Naci ile Recaizade M. Ekrem’i karşı karşıya getirmiş. Eski- yeni tartışması artınca da yeni tarafları Mahmut Ekrem’in çevresinde Servet- i Fünûn dergisinde bir araya gelmeye başlayacaklardır. Recaizade Mahmut Ekrem 1896’da Ali İhsan Tokgöz’ü dergiyi bir edebiyat dergisi haline getirmesi için ikna eder ve derginin başına Tevfik Fikret getirilir. Böylelikle yeni bir edebiyat topluluğu bir çatı altında yaşam bulmaya adım atar.

Eski- yeni tartışması

– Servet- i Fünun Edebiyatının doğmasında Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki “eski- yeni”tartışması etkili olmuştur.
– Divan edebiyatına “eski”, Batı edebiyatına “yeni” deniyordu.
– Muallim Naci, eski edebiyata karşı daha “ılımlı” duruyordu. Yeni edebiyata geçişin yavaş ve naturel olmasını savunuyordu. Yerli ve ulusal niteliklerle donanmış bir yeni edebiyat düşüncesindeydi. Türk edebiyatının kökten değil, kısmi bir halde modernleştirilmesine taraftardı.
– Bazı genç sanatçılar da eskiyi savunduğu için Muallim Naci’ye karşı Recaizade’nin tarafında yer aldılar.
– Recaizade de kendisini yeni edebiyatın üstadı olarak görüyordu.
– Recaizade, Muallim Naci’nin şiirlerini, bir tek estetiği öne çıkardığı nedeni öne sürülerek ağır şekilde eleştiriyordu.
– Yeniyi savunanlar, Recaizade Mahmut Ekrem’in teşvikleriyle Servet- i Fünun dergisi çevresinde birleştiler.

Servet- i Fünûn Edebiyatı’nın Özellikleri

– Batı tesirindeki Türk edebiyatının kısa fakat etkili zamanıdır.
– Recaizade Mahmut Ekrem’in çevresinde toplanan yenilikçi genç edebiyatçılar tarafınca oluşturulmuştur.
– Tanzimat edebiyatında da olduğu benzer biçimde Fransız edebiyatının tesirinde kalınmıştır.
– II. Abdülhamit yönetiminin baskısı (istibdat) altında gelişmiş bir edebiyattır; karamsarlık, umutsuzluk, bunalım, bu döneme hakimdir.
– Gazeteden oldukca dergiciliğe ehemmiyet verilmiştir.
– Sanat için sanat anlayışı döneme egemendir.
– Tanzimat’ın hedef olarak benimsediği dilde sadeleşme unutulmuş, tersine daha da sanatlı, ağır bir dil kullanılmıştır.
– Divan edebiyatı gelenekleri tümden yıkılmaya çaılışılmıştır.
– Hüseyin Cahit Yalçın’ın Servet- i Fünun’ da piyasaya çıkan “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinden dolayı, mecmua kapatılmıştır.

COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR)

– Şiirde mevzu ve şekil yönünden büyük yenilikler yapılmıştır.
– Heceyle denemeler olmakla beraber ağırlıklı olarak aruz vezni kullanılmıştır.
– Kulak için kafiye anlayışı benimsenmiştir.
– Şiirde musikiye, biçim kusursuzluğuna ehemmiyet verilir. Şiir,düzyazıya yaklaştırılmıştır.
– Aruz Türkçeye uydurulmaya çalışılmıştır.
– Aruz kalıpları mevzuya bakılırsa seçilmiş, bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanılabilmiştir.
– Sone, balad ve terza- rima benzer biçimde Batı’dan alınan nazım şekilleri ilk kez bu zamanda kullanılmıştır.
– Özgür müstezat Servet- i Fünun şiirinde çokça kullanılmıştır.
– Arapça ve Farsçadan daha ilkin kullanılmamış sözcükleri kullanmayı bir hüner olarak görmüşlerdir.
– Anlam bir mısrada değil öteki mısrada tamamlanmış şiirin bütünlüğüne ehemmiyet verilmiştir.
– Tanzimat sanatçılarından olan R. M. Ekrem’in “Güzel olan her şey şiirin mevzusu olabilir.” anlayışıyla hareket etmişlerdir.
– Şiirlerde aşk ve tabiat benzer biçimde bireysel mevzular işlenmiş, sıfatlara ve tabiat tasvirlerine bol miktarda yer verilmiştir.
– Mensur şiir örnekleri verilmeye başlanmıştır.
– Şiirde sembolizm ve parnasizmin tesiri vardır.

OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER


A) Anlatmaya Bağlı Yazınsal Metinler(Roman,Hikâye) 

– Roman ve hikâyede teknik bakımdan Batı seviyesine bu zamanda ulaşılmıştır.
– Mevzu ve karakter seçimine dikkat edilmiş, ruhsal tahlillere yer verilmiştir.
– Roman ve hikayelerde bireysel mevzular işlenmiştir: Aşk, dram, hayal kırıklıkları, aile içi çelişkiler…
– Çevre tasvirlerinde ayrıntılara girilmiş, mekan olarak İstanbul dışına çıkılmamıştır.
– Kahramanlar eğitimli, aydın kişilerden seçilmiş, mensup oldukları sınıfa bakılırsa konuşturulmuştur.
– Roman ve hikayelerde Arapça ve Farsçanın ağırlıkta olduğu süslü, sözdiziminde değişikliklere gidilen uzun ve kesik cümlelerin kullanıldığı bir dil söz mevzusudur.
– Roman ve hikayede realizm ve doğacılık akımlarından etkilenilmiştir.
– Yazar kendi kişiliğini gizlemeye çalışmıştır.
– Derhal tüm sanatçılarda hayal- hakikat çatışması vardır.

B) Göstermeye Bağlı Yazınsal Metinler (Tiyatro)

– Tiyatro türünde devrin baskısı sebebiyle neredeyse hiçbir gelişme gösterilmemiştir. (Hüseyin Suat, devrin tiyatro yazarı olarak öne çıkmıştır)
– Tiyatro ve gazetede gerileme görülmüştür.

Servet- i Fünun’da Yazınsal Eleştiri (Eleştiri)

– Bu zamanda Batı tarzında tenkitler kaleme alınmıştır.
– Hüseyin Cahit Yalçın,Ahmet Şuayb,Cenap Şahabettin mühim eleştiri yazarlarıdır.
– Edebiyatımızda eski- yeni tartışması,eleştiri türünün gelişmesine katkı yapmıştır.
– Divan edebiyatındaki “hiciv”,Halk edebiyatındaki “taşlama” ve Batı edebiyatındaki “izlenimci eleştiri” ile paralellik gösterir.

Bazı yazınsal tenkitler ve yazarları:

– Ahmet Şuayb “Musahebe- i Edebiye”
– Cenap Şahabettin- “Müntekid- i Hakiki”,” Birazcık Psikoloji”
– Tevfik Fikret- “Münakaşatımızda Ne Noksan”
– Halit Ziya- “Çağıl Roman Tekniği”
– Mehmet Rauf- “Şu Tenkid Meselesine Dair”

Servet- i Fünuncuların Eleştiri Türüne Getirmiş olduğu Yenilikler:

– Tenkidi, Türk edebiyatında yeni bir tür haline getirdiler.
– Batı tenkitçilerini yakından izleyerek Batı’nın eleştiri metotlarını tanıtmışlardır.
– Edebiyata bakış tarzını değiştirmişlerdir.
– Edebiyatı, toplumsal yarar ilkesine bakılırsa değil,güzel duyu bir varlık olarak ele almışlardır.
– Batı seçimi bir şiir ve roman estetiği yaratarak kendilerinden sonrakileri etkilemişlerdir.

Servet- i Fünuncuların Eleştiri Anlayışlarındaki Eksiklikler:

– Avrupa’daki duygusal eleştiri anlayışının tesirinde kalmış olarak yaratı ve yazar tenkidinde zayıf kalmışlardır.
– Sanatçının yaşamı, çevre koşulları benzer biçimde eserin dışındaki mevzularla ilgilenmişlerdir.
– Yazarla ilgili kendi kişisel izlenimlerini söylemişler, objektif hükümler vermekte zorlanmışlardır.
– Arapça ve Farsçayı, Türkçenin kaynakları içinde görmeleri ve yeni kelimeleri bu iki dilden seçmeleri sebebiyle üsluplarını anlaşılmaz kılmışlardır.
– Eleştiri anlayışlarında kendileri içinde bir birlik oluşturamamışlardır.

Servet- i Fünûn Edebiyatı’nda Seyahat Yazıları

– Servet- i Fünun, edebiyatta sansürün yaygın olduğu bir dönemdi.
– Yazarların gezi özgürlüğü de kısıtlanmıştı.
– Bundan dolayı seyahat yazısı pek gelişememiştir.
– Bu zamanda yazılan seyahat yazılarında devrin zihniyetinin de tesiri vardır.
– Bu topluluk edebiyat alanında tamamen Batıyı örnek aldıkları için, Batıyı görmek, tanımak ve birikimlerini yansıtmak için eserler kaleme almışlardır.
– Bu zamanda yazılan seyahat yazıları:
– Cenap Şahabettin- “Avrupa’da Ne Gördüm”,”Hac Yolunda”, “Avrupa Mektupları”,”Afak- ı Irak”,”Suriye Mektupları”

Servet- i Fünûn Edebiyatı’nda Anı(Hatıra)

– Servet- i Fünun’a kadar “hatıra”,edebiyatımızda yazınsal bir değerde değildi.
– “Hatıra” türü ile ilgili başarıya ulaşmış eserler bu zamanda verilmiştir.
– Mütevazı bir dil kullanılmıştır. (Şiire bakılırsa)
– Halit Ziya Uşaklıgil,kendi yaşamına odaklanmış eserler vermiştir.
– Bu dönemdeki hatıra yazıları:
* H. Ziya Uşaklıgil- ” Kırk Yıl”,”Saray ve Ötesi”,”Bir Acı Öykü”
* Ahmet İhsan Tokgöz- “Matbuat”
* Mehmet Rauf- “Yazınsal Hatıralar”
* Hüseyin Cahit Yalçın- “Siyasal Anılar”,”Edebiyat Anıları”

Servet- i Fünûn Şiirinde Kullanılan Nazım Şekilleri

– Servet- i Fünun şairleri, Batı’dan yeni nazım biçimleri alarak, eskileri tümüyle bırakmışlardır.
– Bir nazım biçimi, değişik sayıda dizesi olan bentlerden oluşabilir.
– Yeni Türk şiirinde, nazım birimi beyit yada dörtlük değil, dizedir.
– Şiirler,”Sanat, sanat içindir.” Anlayışını yansıtır.

Kullanılan Nazım Biçimleri:

a.Divan Edebiyatından Alıp Geliştirdikleri Şekiller (Özgür Müstezat)
b.Batı edebiyatından aldıkları şekiller: Sone, triyole, terza- rima, balad

Özgür Müstezat

– “Müstezat”ın lügat anlamı “ziyadeleşmiş, artmış, çoğalmış”anlama gelir.
– Uzun dizelere kısa bir mısra eklendikten sonra yazıldığından bu adı almıştır.
– Eklenen bu kısa dizeye “ziyade” denir.
– Fransız sembolistlerin özgürce yazdıkları şiir biçimlerinden etkilenerek oluşturulmuştur.
– Aruzun çeşitli kalıplarıyla yazılır.
– Düşünceler dizeden dizeye atlayarak devam eder.
– Nazım nesre yaklaşmış olur.
– Tüm güzelliği ön plandadır.
– Dizeler içinde noktalama işaretleri kullanılır.
– Özgür müstezat, özgür nazıma geçişi elde etmiştir.

Sone

– “Kısa şiir,türkü” anlamına gelen sonenin ilk çıkış yeri İtalya’dır.
– Servet- i Fünuncular bu nazım biçimini Fransız edebiyatından almışlardır.
– İki dörtlük,iki üçlük olmak suretiyle dört bent ve taplam 14 dizeden oluşur.
– İlk dörtlüğü mevzuya giriştir,üçlüklerde mevzu işlenir.Son mısra ise duygu yönünden şiirin en kuvvetli dizesidir.
– Batıdan olduğu benzer biçimde almamışlar,uyak düzeninde kendilerine gore değişimler yapmışlardır.
– 1.tip sone:abab- cdcd- eff- egg
– 2.tip sone:abba- cddc- eff- egg
– 3.tip sone:abab- cdcd- eef- ggf

Terza- rima

– İtalyan edebiyatında ortaya çıkan bir türdür.
– Fransız edebiyatından alınmıştır.
– “Örüşük uyak”da denir
– Üçlüklerle yazılır. Üçlük sayısı sınırı olan değildir.
– Tek bir mısra ile bitirilir.
– Dante’nin “İlahi Komadyası” bu biçimle yazılmıştır.
– Tevfik Fikret “Şehrayin” şiirini bu nazım biçimiyle yazmıştır.
– Kafiye örgüsü: aba- bcb- cdc- ded- …

Triyola

– On mısralı nazım şeklidir.
– Ilkin iki mısra,sonrasında dörder mısralar gelir.
– Birinci kısmın ilk mısrası birinci dörtlüğün sonunda,birinci kısmın ikinci mısrası, ikinci dörtlüğün sonunda tekrarlanır.
– İki tür kafiye vardır.
– Baştaki iki mısra kendi içinde kafiyesizdir.
– Mevzu bütünlüğü vardır.
– Son dizesi duygu yönünden şiirin en kuvvetli dizesidir.
– Kafiye örgüsü:AB- ccA- dddB

Balad

– Üç bent ve bir ağırlama dizesinden oluşur.
– Günümüzde halk şarkıları anlamındadır.

DÖNEMİN BAŞLICA SANATÇILARI

TEVFİK FİKRET (1867- 1915)

– Önceleri “sanat için sanat, sonraları “cemiyet için sanat” anlayışını savunmuş ve buna uygun eserler vermiştir.
– Toplumsal ve siyasal ortamı, “Han-ı Yağma”, “95’e Doğru”,” Balıkçılar”, “Haluk’un Bayramı”, “Tarih- i Kadim”, “Promete”, “Sis”benzer biçimde şiirleriyle eleştirmiştir.
– Karamsarlığı ve benliğinin içindeki kargaşa ve bunalımları şiirlerinde öne çıkmıştır.
– Özgür müstezatı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.
– Aruzla Türkçeyi, şiirle düz yazıyı başarıyla kaynaştırmayı bilmiştir
– Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış, anlamı birkaç dizeye yaymıştır.
– Nazmı nesre başarıyla yaklaştırmış, manzum hikayeler yazmıştır.
– Şiirlerinde noktalama işaretlerine, biçimsel mükemmelliğe, tasvire ehemmiyet vermiştir.
– “Yağmur” şiirinde olduğu benzer biçimde şiirin içeriğine uygun aruz kalıplarını seçmiş ve kullanmıştır.
– Şiirlerinde parnasizmden etkilenmiştir.
– Şiire resmi sokmuştur.
– Hece ölçüsüyle,bir tek çocuklar için değindiği “Şermin”i yazmıştır.
– Ülkenin geleceğini gençlikte görmüş,gençliğe ve küçüklere büyük sevgi duymuştur.
Eserleri:
Şiir: Rübab- ı Şikeste, Rübabın Cevabı, Haluk’un Defteri. Tarih- i Kadim, Şermin (Hece ölçüsüyle yazdığı çocuk şiirleri)

CENAP ŞAHABETTİN (1870- 1935)

– “Sanat için sanat” anlayışına uygun eserler vermiştir.
– Parnasizmin ilk örneklerini o vermiştir.
– Düzyazılarında esprili ve alaylı bir üslup kullanmıştır.
– Arapça ve Farsça sözcüklerle yüklü ağır bir dili vardır.
– Şiirlerinde müziğe ehemmiyet vermiş ve sembolizmin öncüsü olmuştur.
– Elhan- ı Şita (Kış Nağmeleri) şiiri ile meşhurdur.
– Şiirlerinin konusunu daha oldukca “tabiat”dan almıştır.
– Öldükten sonrasında şiirleri “Evrak- ı Leyal” başlığı altında bir araya getirilmiştir.
Eserleri:
Şiir: Elhan- ı Şita
Düzyazıları: Evrak- ı Eyyam, Nesr- i Harp, Nesr- i Barış(makaleler, düzyazılar)
Seyahat: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mektupları
Özdeyiş: Tiryakı Sözler
Tiyatro: Yalan, Körebe, Minik Beyler

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866- 1945)

– Türk edebiyatında Avrupa tarzında yaratı veren ilk büyük romancıdır.
– Servet- i Fünun periyodunun en kuvvetli yazarıdır.
– Fransız gerçekçi ve natüralist yazarlardan etkilenmiştir.
– Eserlerinde geniş tasvirlere ve ruhsal tahlillere yer vermiştir.
– Konularında Maupassant (vaka) seçimi hakimdir.
– Romanlarında İstanbul’daki eğitim ve varlıklı kesimi mevzu almış, konularında halkın arasına girmeye çalışmıştır.
– Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamaları kullandığı ağır bir dili vardır. (Sağlığında eserlerini gene kendisi sadeleştirmiştir)
– Mai ve Siyah’ta Ahmet Cemil tipinden hareketle Serveti Fünun kuşağının ideallerini, beklentilerini, hayal kırıklıklarını anlatmıştır.
– Aşk- ı Memnu’da bir Türk aile yapısını detaylı bir şekilde incelemiş ve alafranga özentisini eleştirmiştir.
– Türk edebiyatında “mensur şiir”in ilk örneklerini o vermiştir.
Eserleri:
– Roman: Sefile, Nemide, Bir Ölünün Hatıra Defteri, Ferdi ve Şürekası, Mai ve Siyah. Aşk- ı Memnu, Kırık Hayatlar
Öykü: Bır Şi’r- i Hayal, Bir Yazın Zamanı, Solgun Demet, Hepsinden Acı, Aşka Dair, Onu Beklerken, İhtiyar Dost, Hanım Pençesı, İzmir Hikayeleri. (Ali’nin Otomobili adlı konusunda Anadolu’ya yönelir.)
Oyun: Karabasan, Füruzan, Fare
Anıları: Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Bir Acı Öykü
Tecrübe etme: Sanata Dair
Mensur şiir: Mensur Şiirler, Mezardan Sesler

MEHMET RAUF (1875- 1931)

– İlk ruhsal romanımız olan Eylül’ün yazarıdır. İç konuşmalara ilk kez o yer vermiştir.
– Roman, öykü ve tiyatro türlerinde eserler vermiştir.
– Duygusal duyguları, hayalleri ve aşkları işlemiştir.
– Ruh tahlillerinde başarılıdır.
– Halit Ziya’nın tesirinde kalmış, sadece ondan daha mütevazi ve daha zayıf eserler vermiştir.
Eserleri:
Roman: Eylül, Ferda- yı Garam, Genç Kız Kalbı,Son Yıldız,Gömü,Kan Damlası,Karanfil ve Yasemin,Böğürtlen
Öykü: Son Emel, Bir Aşkın Zamanı. Üç Öykü Aşıkane, İntizar, Hanım İsterse
Mensur Şiir: Siyah İnciler(Mühim)

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN(1874- 1957)

– Öykü ve romanlarında gözleme yer verir.
– Roman ve hikayeci olarak ün kazanmış sonraları siyasal yazarlığa geçmiştir.
– Dili mütevazi, anlatımı süsten uzaktır.
– Eski edebiyata karşı batı edebiyatını savunmaktadır.
– Öykü, roman, eleştiri, fıkra, anı yazarı ve gazetecidir.
– “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinden dolayı Servet- i Fünun dergisi kapatılmıştır.
Eserleri:
Öykü : Yaşam- ı Muhayyel, Niçin Aldatırlarmış?
Roman: Nadide, Hayal İçinde
Anı: Yazınsal Hatıralar, Malta Adasında,
Eleştiri: Kavgalarım

SÜLEYMAN NAZİF (1870- 1927)

– Namık Kemal’in tesirinde kalmıştır.
– İlk dönem şiirlerinde bireysel konulardan başka toplumsal mevzuları da işlemiştir.
– Eserlerinde süslü bir dil kullanmıştır.
– Hem nazım hem düzyazı alanında eserler vermiştir.
Eserleri:
Şiir: Gizli saklı Figanlar, Firak- ı Irak, Batarya ile Ateş, Malta Geceleri
Düzyazı: Çal Çoban Çal,Tarihin Yılan Hikayesi,İki Dost

HÜSEYİN SİRET ÖZSEVER (1872- 1959)

– Sürgüne gönderilmiştir.Bu zamanda Jön Türkler içinde yer almıştır.
– Önceleri Tevfik Fikret’in tesirinde kalmış olarak ağır bir dil kullandıysa da sonraları daha anlaşılır bir dil kullanmıştır.
– Bazı şiirlerinde “Ömer Senih” mahlasını kullanmıştır.
Eserleri:
Şiir: Leyali Girizan, Bağbozumu, Kıvılcımlı Kül, Kargalar

SERVET- İ FÜNUN EDEBİYATININ DİĞER SANATÇILARI

Şiirde: Hüseyin Suat Yalçın, Ali Ekrem Bolayır, Faik Ali Ozansoy, Süleyman Nesip, Celal Sahir Erozan, Ahmet Reşit”
Nesirde: Saffeti Ziya, Ahmet Şuayp”

Servet- i Fünûn Şiirinin Etkilendiği Yazınsal Akımlar

Servet- i Fünûn döneminde şairler “parnasizm” ve “sembolizm” akımlarının tesirinde kalmışlardır.

Parnasizm 

– Şiirdeki realizm olarak adlandırılır.
– 19.yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da dünyaya gelmiştir.
– Duygu yerine dış dünyaya ehemmiyet verilmiştir.
– Yunan ve Latin kültürü tekrardan örnek alınmış, uzak ülkelerin egzotik güzelliği eserlerde anlatılmıştır.
– Sanat sanat içindir anlayışı hakimdir.
– Ozan eserlerde kişiliğini gizlemiştir.
– Şekil mükemmelliğine ve kafiyeye ehemmiyet verilmiştir.
– Şiiri; ışık, gölge, renk ve çizgilerle sağlamayı düşünmüşlerdir.
– Şiirlerinde “sone” nazım biçimini kullanmışlardır.
– Temsilcileri: Gautier, Bonville, Heradia, Coppe, Lisle, Prudhomme
– Edebiyatımızda: Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı

Sembolizm (Simgecilik)

– 19.yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da dünyaya gelmiştir.
– Parnasizme tepki olarak dünyaya gelmiştir.
– Gerçekler olduğu benzer biçimde değil, sembollerle anlatılır.
– Şiirde ahenge ehemmiyet vermişler ve müziği şiirin amacı haline getirmişlerdir.
– Anlam kapalılığı olmalı, her okuyan şiirden değişik şeyler anlamalıdır.
– Şiirde anlam aranmaz, şu sebeple şiir idrak etmek için değil duyulmak içindir.
– Sembolistlerin; gerçeklerden kaçma, yalnızlık, karamsarlık, hayal dünyasında yaşama en belirgin özelliğidir.
– Anlam kapalı olduğundan söz sanatlarıyla dolu ağır bir dil kullanmışlardır.
– Çoğu zaman özgür nazım biçimleri kullanılmıştır.
– Temsilcileri: Malarme, Verlaine, Rimbaud, Baudelaire, Allen P,Paul Valery, Puşkin
– Edebiyatımızda: Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı

Mensur Şiir

– Duygu ve hayal dünyamızı etkileyebilecek bir mevzuyu, kısa ve çarpıcı bir halde, şiirin cümle yapısını ve ahengini koruyarak, şairane bir hava ile,ölçü ve uyağa bağlı kalmadan özetleyen yazınsal türdür.
– Bu türe “artistik düzyazı” de denir.
– Türk edebiyatında mensur şiire “mensure” adı verilmiştir.
– Bu şiir türü, 19. yüzyılda Fransız edebiyatında ortaya çıkmıştır.
– Türk edebiyatına Tanzimat’tan sonrasında Fransız edebiyatından meydana getirilen şiir çevirileriyle girmiştir.
– Bu türün Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk temsilcisi “Halit Ziya Uşaklıgil”dir.
– Halit Ziya, bu türde iki yaratı vermiştir: “Mensur Şiirler”, “Mezardan Sesler”.
– Mehmet Rauf, “Siyah İnciler” adlı eseriyle bu türdeki en başarıya ulaşmış eseri vermiştir.
– Mensur şiir yazan öteki sanatçılar: Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Sahir Erozon, Saffet Nezihi

Mensur Şiir- Şiir karşılaştırması

– Şiirin temel birimi dizedir.
– Mensur şiirin temek birimi cümledir.
– Şiirler ölçülü olarak yazılabilir.
– Mensur şiirler ölçülü olarak yazılmaz.
– Şiirin değişik biçimleri vardır.(beyit, dörtlük, bend)
– Mensur şiirlerin ise yoktur.
– Şiirde kafiye vardır.
– Mensur şiirde kafiye kullanılmaz.

Mensur şiir- düzyazı karşılaştırması

– Her ikisi de cümlelerden oluşur.
– Mensur şiirler, düzyazı cümleleriyle yazılırlar.
– Düz yazılarda fikir esastır.
– Mensur şiirde duygu ön plandadır.
– Mensur şiirde, şiirdeki vezin, kafiye benzer biçimde şekle ilişik evvelde belirlenmiş sınırlayıcı öğeler bulunmaz.

DÖNEMİN BAĞIMSIZ SANATÇILARI

MEHMET AKİF ERSOY (1873- 1936)

– İstiklal Marşı şairidir.
– Dini şiirleri ve manzum hikayeleri ile tanınmıştır.
– Gerçek realizmi Türk şiirine getirmiştir.
– Aruzu Türkçe’ye büyük bir ustalıkla uygulamıştır.(Tevfik Fikret ile birlikte)
– Nazmı nesre yaklaştırmıştır.
– Dini lirizm, şiirlerinin en belirgin özelliğidir.
– Eserlerinde gözleme büyük ehemmiyet vermiştir.
– Mevzularını günlük olaylardan almıştır.
– “Cemiyet için sanat” anlayışına bağlı şiirler yazmıştır.
– Bu şiirlerinde günlük yaşamı, cemiyet yaşamını başarıyla anlatmıştır. Yoksullara, sakatlara, kimsesizlere karşı acıma duygusu taşımış olduğu şiirler şunlardır: Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Hasır, Mahalle Kahvesi”
– Öğretici, nasihat verici, birliği ve bütünlüğü sağlayıcı şiirleri vardır.
Eserleri:
Şiir:Tüm şiirlerini “SAFAHAT” adlı kitapta toplamıştır.
Safahat (1. Safahat, 2. Hakk’ın Sesleri, 3. Süleymaniye Kürsüsünde, 4. Fatih Kürsüsünde, 5. Hatıralar, 6. Asım 7. Gölgeler.)

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR (1864- 1944)

– Naturalizm akımının etkisindedir.
– Ahmet Mithat geleneğini sürdürmüştür. (Popüler Halk edebiyatı)
– Dili sadedir.
– Kahramanlarını çevrelerinin diliyle konuşturur.
– Eserlerinde taklitlere yer verir.
– İstanbul’un iç mahallelerindeki yaşam tarzını öykü ve romanlarında karikatürize etmiştir.
– Sokağı edebiyata getiren sanatçıdır.
– Gözleme ve çevre tasvirine büyük ehemmiyet verir.
– Romanlarında toplumsal tenkite yer verir.
– Teknik yönden kusurlu romanlar yazmıştır.
– Romanlarında gereksiz bilgiler verir.
– Romanın akışını keserek araya girer.(Ahmet Mithat Efendi ile aynı özelliktedir.)
Eserleri:
Roman:Şık, Şıp Sevmiş oldu, Mürebbiye, Metres, Rastlantı, Ben Deli Miyim?, Nimetşinas, Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç, İffet, Billur Kalp, Gulyabani, Cadı, Kesik Baş
Öykü: Bayanlar Vaizi, Tünelden İlk Çıkış, Katil Buse

AHMET RASİM (1864- 1932)

– Şiir, öykü, tarih ve bilim mevzularında eserler vermiştir.
– Renkli, canlı bir anlatımı vardır.
– Eserlerinde İstanbul’u bilhassa de Beyoğlu’nu anlatmıştır.
– Canlı ve kısa cümleler kurar.
– Yazılarını dönemindeki tüm gösterim organlarına göndermiştir.
– Romanları teknik ve dil bakımından iyi değildir.
– Dili yapmacıklı ve ağırdır.
Eserleri:
Fıkra: Kent Mektupları, Eşkal- i Vakit, Ciddi Gülmece, Gülüp Ağladıklarım
Anı: Falaka, Gecelerim, Muharrir Ozan Edip, Fuhş- i Atik
Öykü: Güzel Eleni, Meyl- i Dil, Hamamcı Ülfet, İki Günahkar
Tarih: Resimli ve Haritalı Osmanlı Zamanı

SERVET- İ FÜNUN EDEBİYATI İLE TANZİMAT EDEBİYATININ KARŞILAŞTIRILMASI

1. Fransız edebiyatını örnek alarak edebiyatımızı yenileştirmek, Divan edebiyatına benzemeyen bir edebiyat oluşturmak, hem Tanzimat edebiyatçılarının hem Servet- i Fünuncuların ortak amacıdır.
2. Tanzimatın birinci döneminde savunulan “cemiyet için sanat” anlayışı, ikinci dönemde yerini “sanat için sanat” anlayışına bırakmış bu anlayış Servet- i Fünun döneminde de sürdürülmüştür.
3. Tanzimatın birinci döneminde savunulan dilde sadeleşme düşüncesi, ikinci dönemde önemsenmemiş; dil tekrardan ağırlaşmış. Servet- i Fünun döneminde ise Divan edebiyatında bile olmayan Arapça ve Farsça sözcüklere, tamlamalara yer verilmiştir.
4. Tanzimatın birinci döneminde Şinasi ve Ahmet Vefik tesirleri, öteki sanatçılarda “romantizm” tesirleri görülür, ikinci dönem sanatçılarında ise romantizm ile beraber realizm tesirleri de adım atar. Servet- i Fünun’da ise realizm, parnasizm ve sembolizm tesirleri görülür.
5. Tanzimatın bilhassa birinci döneminde ehemmiyet verilen gazete ve tiyatro Servet- i Fünun’da önemsizleşir; yerini gazetenin mecmua alır.
6. Tanzimat dönemindeki romanlarda görülen teknik yetersizlikler ve romantizmden gelen özellikler Servet- i Fünun döneminde artık görülmez. Kuvvetli bir tekniğe ulaşılır ve gerçekçi ilkeler uygulanır.
7. Tanzimat süreci şiirlerinde kullanılan Divan şiiri nazım biçimleri ve beyit nazım birimi Servet- i Fünun şiirinde kullanılmamıştır. Yeni nazım biçimleri denenmiştir.
8. Tanzimatın birinci dönemindeki benzer biçimde toplumsal mevzular yerine fert merkezli mevzular işlenmiştir.
9. Her iki dönemde de aruz ölçüsü önemini korumuştur.

FECR- İ ÂTÎ EDEBİYATI (1909- 1912)

“SANAT, ŞAHSİ VE MUHTEREMDİR.”

– Servet- i Fünun’a tepki olarak 1909’da bir bildiri(manifesto, bildiri, sanat görüşleri) (bildiri yayımlayan ilk topluluk) yayımlayarak sanat yaşamına girdiler.
– Onlar Servet- i Fünun’u batılı edebiyatı tam olarak oluşturamamakla suçladılar.
– “Sanat, kişisel ve muhteremdir” ilkesini benimsediler.
– Dilleri süslü, sanatlı ve ağırdır fakat gene de Servet- i Fünunculara bakılırsa sadedir.
– Aşk, tabiat mevzularını işlediler. Aşk çoğu zaman hissi ve romantiktir.
– Fransız edebiyatını örnek alıp sembolizm, empresyonizm ve romantizm benzer biçimde akımları eserlerine uyguladılar.
– Şiire herhangi bir yenilik getirmeyip Servet- i Fünun’un devamı olmaktan öteye gidemediler.
– Şiirde aruz ölçüsünü kullanıp ağır bir şiir dili kurmuşlardır.
– Özgür müstezatı geliştirerek kullanmaya devam ettiler.
– Duygulu ve duygusal bir aşkı dile getirdiler.
– Sanat anlayışlarında birlik ve bütünlük olmadığı için 1912’de dağılmışlar, bu anlayışta bir yaratı veremeden dağılıp Millî edebiyat ve Cumhuriyet edebiyatına dahil oldular.

Fecr- i Ati Süreci Sanatçıları

1. Ahmet Haşim
2. Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)
3. Refik Halit (Karay)
4. Mehmet Fuat (Köprülü)
5. Ali Canip (Yöntem)
6. Şehabettin Süleyman
7. Celâl Sahir (Erozan)
8. Tahsin Nihat
9. Faik Ali (Ozansoy)
10. Güvenli Bülent (Serdaroğlu)

AHMET HAŞİM (1884- 1933)

– Fecr- i Âtî şiirinin en mühim sanatçısıdır.
– “Sanat için sanat” ilkesiyle şiir yazdı.
– Sembolizmin en mühim temsilcisidir.
– İşlediği başlıca temalar doğa ve aşktır.
– Şiirlerinde hayalle beraber musikiye ehemmiyet vermiştir.
– Lirizmi güçlü bir şairdir.
– Aruzu kullanmış hece ölçüsüyle şiir yazmadı.
– Hece veznini, köylü vezni olarak vasıflandırır.
– Şiir dili süslü ve sanatlı; düzyazı dili konuşma havasındadır.
– En oldukca özgür müstezadı kullanmıştır.
– Şiirde anlam aranmaz.
– Şirin dili musiki ile söz içinde ve sözden ziyade musikiye yakındır. Şiirde musiki anlamdan daha önemlidir.
– Ona bakılırsa şiir anlaşılmak için yazılmaz; şiirde anlam aranmaz; ozan bir hakikat habercisi, şiir dili de bir izahat vasıtası değildir. Şiir duyulmak için yazılır ve okunması mümkün; ozan tabiatın kendine hissettirdiklerini sembollerle şiirine yansıtır, okuyan da kendi hayal yaşamına uygun olarak algılar; şiir dili de telkin görevindedir.
– Haşim’e bakılırsa şiirin deposu şuuraltıdır. Şiirlerinde dış dünyayı, kişinin iç dünyasında, ruhunda almış olduğu şekillerle yansıtmaya çalışır. Dış dünyaya ilişik izlenimleri kendi dünyasında şekillendirerek ve renklendirerek ortaya çıkarır.
– Şiirlerindeki tabiatla ilgili kavramlar şunlardır: akşam, gün batımı, şafak, gece, loş karanlıklar, ay ışığı, yıldızlar, göller, ormanlar”
– Hayale ehemmiyet verdi; toplumsal mevzulara asla değinmedi.
– Şairin şahsında mevcud içe dönüklük, şiirlerinde gerçeklerden kaçış olarak ortaya çıkar.
Eserleri:
Şiir: Piyale, Göl Saatleri
Fıkra: Gurabahane- i Laklakan, Bizlere Bakılırsa,
Seyahat: Frankfurt Seyahatnamesi.

admin

admin

Talebemektebi bir sevdanın hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »