Ekonomide Hollanda Hastalığı Nedir?

Ekonomide Hollanda Hastalığı Nedir?
Yazıyı beğendiyseniz lütfen Paylaşın

Ekonomi teorilerinde bir de böyle bir tanımlama var literatürde: Hollanda Hastalığı (Dutch Disease). Bu isme bakınca aklınıza ister istemez tıp veya biyoloji gibi alanlar gelecektir. Ancak bu da ekonomi teorilerindeki enteresan isimlendirmelerden sadece bir tanesi. Temel bir cümleyle neyi anlatıyor diye sorarsanız da, bir ülkenin zengin kaynaklar keşfetmesi ile artık tüm geleceğinin kurtulduğu varsayımının yanılgısını ele alıyor diyebiliriz. Tıpkı sıkça gördüğümüz büyük ikramiyeyi kazanıp sonra daha sefil hale düşen insanlar gibi. GSYİH artışlarını, para akışını, doğal kaynakları başarıyla yönetemeyince; başlangıçta çığlık atarak sevindiğimiz gelişmeler, sonumuzu getirebilecek potansiyeller de yaratır. ( Hollanda Hastalığının adını Hollanda’dan alması da bir tesadüf değil tabii. 1960’lı yıllarda Hollanda’da yukarıda bahsettiğimiz üzere çığlık, coşku ile kutlanabilecek doğal kaynak keşfi ile başlayan bir süreci temsil ediyor. Detaylar aşağıda.. )

Hollanda Hastalığı Nedir

Hollanda Hastalığının bir başka ismi de Aşırı Sıcak Para Hastalığıdır. Aslında bu diğer isim ile bu hastalığın ekonomide nasıl bir sıkıntı yarattığına da işaret ediyor. 1960’larda Hollanda’da doğal gazın bulunması ve ardından ulusal para birimlerinin aşırı değerlenmesi süreci sandığımız gibi olumlu ilerlemiyor. Doğal kaynak ve benzeri yollarla ani zenginlik kaynağına kavuşup başta yararlı bir etki gösterip sonra ülke için zararlı hale gelen Hollanda Hastalığına göre, ekonomide üretim yeni kaynak üzerinden şekillenmeye başlıyor. Diğer temel alanlarda üretim düşüşe geçiyor. Bu da ardından sanayisizleşmeye sebep oluyor. (de-industrialization)

”Paranın değerlenmesi ne açıdan olumsuzluk yaratır?” diyebilirsiniz. Aşırı Sıcak Para Hastalığı dediğimiz diğer adındaki ipucuna göre durum şöyle gelişiyor. Kaynak ülkeyi aniden zenginleştirir, ülkenin ulusal parasının değeri yükselir yani diğer paralara karşı değer kazanır. Ülkenin ithalatı daha ucuz hale gelirken (sonuçta en değerlisi kendi parası) ülkenin yabancı sermaye akışı da artar. Ancak, ithalat artışı ve salt o kaynağa yönelik şekillenmeye başlayan üretim anlayışı bir süre sonra sanayiye ağır darbe vurup sanayisizleşme yaratır. Diğer üretimler azalınca ihracat da azalma riskine düşer.

Eğer ucuzlayan döviz sadece tüketimi güçlendiriyorsa, bu geçici muhteşem süreçler aynı oranda tatsız dönemleri de alttan alta güçlendiriyor özünde. Ancak, yapılan deneysel çalışmalar, işçi dövizleriyle dış yardımların ve yüksek özelleştirme gelirlerinin de benzer sonuçlar yarattığını gösteriyor.

Yani, Hollanda Hastalığını tetikleyebilecek faktörlere her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Bu faktörlerden herhangi birinin tetiklemesiyle ülkeye birden döviz yağmaya başlıyor. Ardından ülkenin ulusal parası aşırı değerleniyor. Bu ise ülkenin uzmanlaştığı alana bağlı olarak sanayi ürünleri ihracatını veya tarım ürünleri ihracatını veyahut her ikisini birlikte sekteye uğratıyor. Ve sonunda başta tarım ve sanayi olmak üzere pek çok sektör çöküntüye gitmiş oluyor. (TOBB)

Hollanda Hastalığı Nasıl Önlenir?
  • Bir ekonomide Hollanda Hastalığı belirtisi varsa, reel döviz kurundaki yerel para biriminin değerinin yükselişi sınırlamak (devalüasyon) gerekebilir. Örneğin Çin, nispeten Yuan’ın değerini daha düşük tutmak için ABD tahvilleri satın alarak reel döviz kurunu kontrol altında tutma politikası uygulamıştı. Çünkü Çin teknoloji üretiyor, ihracatı çok yüksek, dış ticaret fazlası veriyor. Kendi para biriminin $ karşısında düşük olması, maliyet ve kazanç bazında rekabetini güçlendiriyor.

Ekşi Sözlükte verilen örnek de kısaca açıklıyor: X bir malı 100 yuan’a mal ediyorlar. döviz kurunu da 1 yuan = 1 dolar olarak alalım. Bu durumda bu malı 100 dolardan satıyorlar demektir. 2 yuan = 1 dolar olduğu anda, bu malın dış piyasada fiyatı 50 dolara düşer ki, bu fiyat üzerinden rekabet avantajı yaratır.

  • Yukarıdaki duruma bağlı olarak yabancı sermaye akışlarını azaltmak da Hollanda Hastalığı belirtileri için önlem olabilir. Bu da olmazsa petrol gelirlerinin gelirlerini altyapı ve eğitime harcamak etkili (hem de uzun vade için de etkili) olabilir.
  • Hükümet, bir ekonominin altyapısını iyileştirmek için harcanmak üzere petrolden vergi ayırıp bunu daha iyi toplu taşıma, daha iyi eğitim, olumlu dışsallıkları olan teknolojilere yatırım için sübvansiyonlar için kullanabilir. Tüm bunlar; imalatın, ihracatın, rekabet gücünün artmasına ve daha yüksek ücretler oluşmasına yardımcı olur.
  • Lüks hizmetlere daha yüksek vergi konabilir veya dağıtım eşitliği sağlanabilir. Çünkü Dünya Bankası çalışmaları da bu ani kaynak keşiflerinde, zenginliğin birkaç milyarderin elinde yoğunlaştığına dikkat çekiyor.
  • Ama bir de Norveç gibi örnek ülkeler var. Petrol gelirlerinden elde edilen gelirin harcanmadığı, ancak gelecekteki gelir akışının sağlaması için biriktirildiği bir devlet tasarruf planı yapılabilir.

Örnek olarak Norveç’teki Varlık Fonu konusunu araştırabilir; bu konu hakkında linkteki makaleyi okuyabilirsiniz. Sade bir anlatım ile dinlemek isterseniz:

Kaynak

admin

admin

Talebemektebi bir sevdanın hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »