Simon Garfield – Tam Benim Tipim

Simon Garfield – Tam Benim Tipim
Yazıyı beğendiyseniz lütfen Paylaşın

[ad_1]
Simon Garfield – Tam Benim Tipim

Dünya artık eskisi gibi değil, her yazıya bakıp karakterini çıkarmaya çalışıyorum. Zehirlendim. Evimin karşısındaki dükkan Helvetica kullanmış, ciddi bir dükkan. Sahibini tanıyorum, gömlekleri büyük bir ciddiyetle ütüler. Üç yıldır kullandığım çantamın askılığını kopardığım zaman götürüp bırakmıştım, iki hafta boyunca aynı ciddiyetle yapılmayı beklemişti güzelim çanta. Camdan baktığımda görebiliyordum, öylece bekliyordu. Adam malzeme almaya gidemediğini üç defa söyledi, aynı ses tonuyla ve aynı yüz ifadesiyle. Sonra, “Beyefendi,” diye seslendi bir gün, “çantanız hazır.” Neler olduğunu anlamamıştım, şimdi anlıyorum, Helvetica olmuş. Trebuchet var yanında, yazılım firması. Trebuchet nedir biliyoruz, mancınığın bir farklı versiyonu. Kuleye benzer daha çok, dikine durur, bir uçtaki ağırlık kesildiği zaman diğer uçta taşıdığı ağırlığı uzaklara fırlatır. Filmlerde kaleleri, dağı taşı yıkan silah budur. Yani nedir, iddialıdır. Demek ki iddialı bir firma ya da, “Bize şöyle güzel bir yazı hazırla birader,” demişler, hazırlayan da, “Bu güzel gözükür, he bu olsun,” demiştir, tamam bu iş. Tipler çok şey anlatsa da bizde pek karşılıkları yok, bilinçli tercihleri görebilecek durumda değiliz, okuyup geçiyoruz. Aslında iyiymiş, öbür türlü yaşanmaz çünkü. “Niye bu karakteri kullanmışlar, Courier kullandıklarına göre biraz klasik takılan adamlar bunlar” diye diye insan delirir. Bu arada epigrafta 1936’dan bir haber metni var, olduğu gibi alayım: “Budapeşte’de, cerrahlar 17 yaşındaki bir matbaacı çırağını ameliyat ettiler. Sevgilisini kaybedince üzüntüden kendini kaybeden Szabo, onun adını kurşun harflerle kalıba dizmiş ve yutmuştu.” (s. 7) İnanılmaz bir şey, çağrışımlarını düşünsenize. Metnin bir yerinde geçiyor, suya atılan kitapların çözünürken sözcüklerin dağılmasıyla dünyanın da dağılmaya başladığına inanıldığı söyleniyor örneğin, harflerin doğurduğu onca anlamın ortadan kalkarken esinlendikleri dünyadan bir şeyler götürüp götürmeyeceğini kim bilebilir? Karakterlerin anlamları, ortaya çıkış hikâyeleri, yol açtıkları infialler, toplumu değiştirme ve yönlendirme biçimleri, hemen hepsi var bu araştırmada. Domingo’dan çıkan ikinci Garfield kitabı bu, ilki mektubun tarihçesiyle ilgiliydi sanırım. Şimdi üşenmeyip kalkıyorum, kitabı yığının arasında bulmaya çalışıyorum. Buldum, Mektup: Yazışmanın Hayli İlginç Tarihi. İlginç bir metne benziyor bu da, sıraya koyayım. Neyse, Garfield bu araştırmasında karakterlerin yol açtıkları ilginç olaylara kısa kısa değiniyor, uzun bölümlerde tasarımcıların uğraşları sonucu ortaya çıkan temel fontlara odaklanıyor. Genellikle resimle ilgilenen insanların bir süre sonra kaligrafiyle uğraşmaya başlamaları sonucu çıkıyor yeni fontlar ama çocukluklarından itibaren harflerle ilgilenmeye başlayan sanatçılar da var, onlar doğrudan harflerle boğuşmaya başlayıp sadece bu işle uğraşıyorlar ve pek de bir şey kazanamıyorlar ne yazık ki, ABD’de mahkemeler teliflik bir yaratımın ortaya çıkmadığı yönünde kararlar vererek aşırma olaylarını neredeyse yasal hale getirmişler ve karakter mucitleri yoksulluk içinde ölmüş bir dönem, şimdi haklar yeni yeni veriliyormuş, hatta Fransa’da bir şirket tescilli bir fontu kullandığı için davalık olmuş, sağlam bir tazminat ödemiş, bir sürü şey. Gutenberg’den itibaren harflerin yolculuğunu anlatıyor bu metin, Steve Jobs’ın font düşkünlüğünden Apple’ın ürünlerindeki karakter çeşitliliğine, çizgi romanlardaki karakterlerden Comic Sans‘ın dünya çapında uyandırdığı nefrete kadar pek çok mevzu. Bazı karakterler okuyanda aşağılanma hissi uyandırıyor, bazıları feminen, bazıları aşırı maskülen, bazıları çok ciddi, bazıları ciddiye alınası değil derken o kadar çok meselenin arasında kalıyoruz ki bunalıyoruz ister istemez. Yine de çok ilginç olaylar var, Garfield karakterlerin tarihini anlatırken olabildiğince eğlenceli olmaya çalışıyor, iyi. Arada derede kalmış iki şey var, onları vereyim. Serif ve sans serif, tırnaklı ve tırnaksız anlamına geliyormuş. Harflerin orasından burasından çıkan uzantıları düşünün, onlar varsa karakter serif mesela. Bir de Yeni Zelanda’daki olay var, bir kadın resmi bir yazışmada Caps Lock’ı açık unutuyor ve bütün harfleri büyük yazarak atıyor e-postayı. Kovuluyor bir süre sonra, dava açıyor, canavar gibi para harcıyor ve nihayetinde işine dönüyor. Çok ilginç şeyler var, karakterlerin tarihi bir süre sonra sıksa da bu ilginçlikler için okumaya devam etmek istiyorsunuz. Araya son bir bilgi: Comic Sans ve Trebuchet disleksi hastası çocuklar için ideal fontlarmış, rahat ve tehditkar olmamaları sayesinde diğer fontlardan daha iyi geliyormuş çocuklara. Dislektik iki öğrencim var, zeki çocuklar ama okumayı sevmiyorlar. Keşke bilseydim önceden bu font olaylarını. Her hafta bir korku öyküsü bastırıp dağıtıyorum bir iki sınıfa, çocukların hoşlarına gidiyor. Pazartesi iki öyküyü bu karakterle bastırıp vereyim, belki işe yarar. Neyse, Gutenberg’in ilk harf biçimcisi olduğunu biliyoruz, 1454-55’te bastığı 1282 sayfalık İncil için üç yüz farklı harf biçimi dökmüş, yap bazlı mürekkepleri geliştirmiş ki su bazlıların metale yapışma problemi ortadan kalksın. Sonrasında Schoeffer geliyor, kaligrafi eğitimi aldıktan sonra Gutenberg’in yanına gitmiş ve ikisi birlikte çalışmaya başlamışlar, olay büyümüş, Caxton adlı İngiliz matbaacı olayın inceliklerini öğrendikten sonra matbaayı İngiltere’ye götürmüş, Chaucer’ı ilk basan matbaacı olma onuruna erişmiş. Uluslararası standartların belirlenmesinde kendisinden yararlanılmış, puntonun hem yazıyı hem de harflerin espasını standart bir biçime getirmesi sağlanmış. ABD’de 1 pt 0,351 mm, Avrupa’da 0,376 mm mesela, kağıt boyutları arasında da farklar var, Amerikalılar yeni dünyanın biçimlerini yaratmışlar resmen. 


Araya kısa bir hikâye, Gill
Sans.
Eric Gill 1928’de bulmuş bunu, karakter Penguin Books’tan BBC’nin programlarına kadar pek çok yerde kullanılmış. İngiltere’nin milli fontu gibi bir şey olmuş kısaca. Gill’in söylediği bir şey ilgimi çekti, harflerin şekillerinin güzelliğini duygulara bağlı değilmiş, “O”nun yuvarlaklığının çekiciliği onun bir elmaya, bir memeye veya dolunaya benzemesinden gelmiyormuş. Şu ilginç: “Harfler şeylerdir, şeylerin resimleri değil.” (s. 51) Göstergebilime dokunan bir şey, Foucault için bir tartışma konusu olabilirmiş gayet. 


Albüm kapaklarında kullanılan fontların hikâyelerini göreceğiz, Coldplay’in Parachutes‘u var, The Beatles’ın Yellow Submarine‘inden Starr’ın davulundaki logoya kadar kullandığı çok sayıda font var, ilginç hikâyeler de cabası. Mesela takım elbise giyme olayını Epstein bulmamış, McCartney çocukluğunda birörnek giyinmiş şovmenleri görünce çok etkilenmiş ve yıllar sonra bu fikri hayata geçirmiş, buymuş mevzu. Gorillaz, gotik Motörhead, Floydian fontlar, Rolling Stones‘un karakteristik R’si, aklınıza gelebilecek ata fontlardan hemen hepsi incelenmiş. Bazısına kısa bölümler ayrılmış, genellikle sebep oldukları dikkat çekici olaylar anlatılmış. Uzun bölümlerde doğurdukları yan karakterlere de yer verilmiş, Helvetica‘nın krallığını düşünelim örneğin. Fransa’nın resmi fontu olacakmış neredeyse, hemen her yerde kullanılıyormuş ve hemen çeşitlemeleri türetilmiş, telifsiz olduğu için de hızla yayılmış. Bilinenler dışında uçlardaki denemeler de yer alıyor, on yüz bin milyon baloncuktan oluşan fontlar, İsa’nın başına geçirilen dikenli zımbırtıdan doğan dikenli harfler, bir sürü detay. 


Harflere, harflerin anlamlarına ve biçimlerine azıcık ilginiz varsa dalıp gidersiniz, öyle iyi ve derinlikli bir metin.

 

[ad_2]

admin

admin

Talebemektebi bir sevdanın hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir