Vahşi eğlence

Vahşi eğlence
Yazıyı beğendiyseniz lütfen Paylaşın

[ad_1]

Dünya tarihinde, insanın doğa üzerinde bu denli baskın olduğu bir dönem yaşanmadı. Karaların yüzde 75’i, denizlerin yüzde 60’ı türümüz tarafından değiştirilmiş durumda. İnsan nüfusu hızla artarken, yaban hayvanlarının sayısında dramatik düşüşler yaşanıyor. Ülkemizde, küresel düzeyde tehlike altındaki tür sayısı son 10 yılda dört kat artarak 400’e ulaştı. Avcılık modern dünyada artık bir ihtiyaç değil, aksine biyoçeşitliliğin vahşice katledilmesi.

YAZI: AHMET EMRE KÜTÜKÇÜ

FOTOĞRAFLAR: ATLAS ARŞİVİ, AHMET EMRE KÜTÜKÇÜ 

Gezgin güvercin bir zamanlar dünyanın en kalabalık nüfusa sahip kuş türlerinden biriydi. Sadece av yoluyla milyonlarcası yok edildi ve tür, 100 yıl önce dünya üzerinden tamamen silindi. Ondan geriye sadece tahnit örnekleri kaldı. O günlerde kimse, bu kadar bol olan bir türün neslinin tükeneceğini tahmin etmemişti. Sadece gezgin güvercin değil, tarih boyunca pek çok memeli, kuş ve sürüngen türü de avcılığın kurbanları oldu. “Megafauna” dediğimiz dev etobur ve otoburlar da bu yok oluştan kaçamadı. Bunun en bilinen örneklerinden biri de tüylü mamutlardı. Bu süreç modern insanın atalarıyla başladı aslında, bu tür örnekler diğer hominid türlerine kadar gidiyor. Kılıç dişli kaplanın yok oluşunun, Homo erectus’un onun yaşam alanlarına girdiği döneme denk gelmesi bir ihtimal olarak avcılığı akla getiriyor. (En üstteki fotoğraf: Avcılık, tüm dünyada yaban hayatın en önemli sorunlarından biri ve artan tepkileri beraberinde getiriyor. Endonezya’nın Surakarta  kentinde, yaban hayvanlarının ateşli silahlarla avlanması, sokakta “canlandırma”yla protesto ediliyor, SOLO IMAJI/BARCROFT MEDIA/GETTY IMAGES 

Kuzey Amerika’ya özgü göçmen güvercin, artık sadece tahnit örneklerinde yaşıyor. SMITHSONIAN ENSTİTÜSÜ, DOĞA TARİHİ MÜZESİ

Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, dünyadaki 362 megafauna türünün yüzde 70’i azaldı, yüzde 59’u da yok olmak üzere (Megafauna otobur türlerde bin, etobur türlerde 100 kilogramdan ağır karasal türleri kapsıyor). Bu dev canlılardan yüzde 98’i için birincil tehdit ise avcılık. 100 yıl öncesine kadar ülkemizde de yaşadığı bilinen Hazar kaplanı avcılık nedeniyle dünya üzerinden silinmişti. Bugün ülkemizde megafauna tanımına giren otobur memeli yok. Etobur memeli olarak ise boz ayı ve Kafkasya leoparını sayabiliriz. Ancak Kafkasya leoparı sadece avcılığa bağlı olarak Anadolu’da neredeyse yok oldu. Nadir olarak görülenler de gene avcılık kurbanı olmaktan kaçamıyor.

Türkiye’de avcılık kurbanı olan ve çok nadir görülen Kafkasya leoparı, Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan’da fotokapan ile görüntülenmiş. (WWF-AZERBAYCAN)

AYI-İNSAN ÇATIŞMASI

Ülkemizin en büyük kara memelisi boz ayı da av turizmine konu edilmesiyle sık sık gündeme geliyor. Buna gerekçe olarak ise “ayı-insan çatışması” ve “ayı sayısındaki artış” gösteriliyor. Oysa Türkiye’de ayılara dönük detaylı ve güvenilir bir envanter olmadığı için türün popülasyonun gerçekte artıp artmadığı bilmiyoruz. Ayı-insan çatışması, ayıların yaşam alanlarının daralmasıyla yakından ilgili. Avrupa’da ve ülkemizde yaşayan boz ayılar Kuzey Amerika’daki akrabalarına göre çok daha ürkektir ve insandan uzak durur. Boz ayılar sanılanın aksine gececil de değil, insanlarla karşılaşmak istememeleri onları gece aktif olmaya itmiş.

1922 yılında Tiflis yakınlarında öldürülen ve Kafkasya bölgesinde görülen son Hazar kaplanının tahniti, Tiflis Tarih Müzesi’nde sergileniyor. SELİN DEVRANOĞLU

Fil, gergedan gibi otçul megafauna türleri olmasa da ülkemiz birçok büyük otobura ev sahipliği yapıyor: Karaca, geyik, çengel boynuzlu dağ keçisi, ceylan, yaban koyunu… Hepsi de av turizmine konu edilen türler. Bu canlıların avlanmasına gerekçe olarak, yurtdışındaki benzer faaliyetler örnek gösteriliyor. Örneğin, Almanya’da her yıl bir milyonun üzerinde karacanın avlanması gibi. Oysa karacaların Almanya’daki koşulları ile bizdeki durum çok farklı. Almanya’da karacalar kaçak av baskısı ve vahşileşmiş köpek saldırılarına maruz kalmıyor. Almanya’nın doğal alanlarında yola çıktığınızda, etrafta karaca görmemeniz neredeyse imkânsız. Ülkemizde ise tek bir karaca görebilmek için günlerce ormanda dolaşmanız gerekebilir. Üstelik karacalar orman kenarı hayvanlarıdır. Ancak insandan duydukları korku onları ormanın derinliklerinde kalmaya itmiştir.

Her yıl belli sayıda avlanmasına izin verilen bir diğer tür de yaban keçisi. Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) “türü tehdit altında” diye sınıflandırdığı yaban keçisi, Bern Sözleşmesi’nin de “mutlak korunacak” dediği türlerden biri. Sözleşmeye taraf olan Türkiye ise yaban keçisi için şerh koymuş durumda.

Safranbolu’da geçmişte avcılık yapan bir berber, dükkânını eskiden kalmış av ganimetleriyle donatmış, 2007. (CÜNEYT OĞUZTÜZÜN)

YA KÜÇÜK CANLILAR?

Küçük canlılar da avcılığın etkilerini fazlasıyla hissediyor. Birçok sivil toplum kuruluşu, 2020-2021 av sezonunda üveyik ve elmabaş patka avının yasaklanması için kampanya yürüttü. Ancak Merkez Av Komisyonu bu talepleri dikkate almayarak, avcı başına günlük üveyik limitini üç, elmabaş patka limitini iki olarak belirledi. Bu limitleri binlerce avcıyla çarptığımızda, her geçen yıl sayıları azalan bu türler için yıkıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Benzer durum çil keklik için de geçerli. Tarımsal biyoçeşitliliğin simgesi olan bu kuşun sayısı da dramatik şekilde azalıyor. 1970’lerden itibaren tarımda yoğun olarak kullanılmaya başlayan kimyasal pestisitler çil kekliklerin yavrularını beslemek için yeterli sayıda böcek bulamamasına neden oldu. Türün avcılara da hedef olması çil kekliği birçok alandan sildi.

[ad_2]

admin

admin

Talebemektebi bir sevdanın hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »